9 Aralık 2011 Cuma

People turn to poison quick as lager turns to piss!

Geçen gün uzun bir aradan sonra Balkan Lokantası'na yemek yemeye gittim. Gerçekten de türevlerine göre kaliteli ve ucuz yemek yapıyorlar. Yarım porsiyon patlıcan salatası ve yarım porsiyon kadınbudu köfteyi 4.5 liraya yiyebiliyorsunuz. Her neyse, reklamı bırakayım. İstanbul'da cüzdanımı çaldırdığım günden beridir nakit para taşımıyorum ya da oldukça az miktarda taşıyorum ve iki üç liralık harcamalar dışındaki tüm harcamalarımı kredi kartı ile yapıyorum. Rakamın azlığından ötürü bu sefer de nakit ödemeye karar verdim. Zaten kredi kartı limitim de dolmuştu. Adama 10 lira verdim, 5.5 lira para üstü aldım. Hay almaz olaydım. Gerçekten. Keşke yarım değil de tam porsiyon alsaydım şu yemekleri ya da ne bileyim işte...

Lokantadan çıkınca sigara almak için bir markete girdim. Winston 6.5 lira oldu, malum. Adama 6.5 lira uzattım ki, adam verdiğim kağıt 5 liranın yırtık olduğunu, o yüzden parayı alamayacağını söyledi. Lokantada adamın para üstünü uzatırkenki sevecen tavrı birden bire anlam kazandı. Bu şehir insanlığımı alıp götürüyor. Bu şehir senelerdir bastırdığım piçi dışa vuruyor. Bu şehirde insanların gözlerinin içine içine bakmak lazım. Bu şehirde bastığın yere dikkat etmek lazım. İkisi birden de olmuyor. Olmayınca yiyorsun kazığı. Ya alttan ya üstten. İşte öyle öyle. Çok ayıp Mine! Çok ayıp! Konuşma böyle! Yine de içimde bir parçanın en saf haliyle kaldığına inanıyorum ve henüz buralı olmadığıma seviniyorum ama konuya dönelim. Parayı geri aldım. Gıcır gıcır 20 liramı adama verip "kullanılabilir" para üstüm ve sigaramı alıp marketten çıktım. Daha sonra bu olaya acayip canım sıkıldı. Bir süre sonra unuttum tabii. Bugün alışveriş yaparken paranın orada durduğunu fark edip ödemeyi onunla yapmaya karar verdim. Adam fark etti. Bence etmezdi de ben belli etmişimdir tedirginliğimle. Onu kazıklamaya çalışıyormuşum gibi bir bakış attı ve "Bunu alamayız." dedi. Kısa ve net. Aslında bir bakıma kazıklamaya çalışmıştım adamı gerçekten de. Üstelik sonrasında hiç ihtiyacım olmayan saçma sapan bir şeyi, sırf utancımı yok etmesi için ekstradan alıp, adama "gideri olan" paralarımdan daha fazla verdim. Aslında bir bakıma değil, her türlü kazıklamaya çalışıyordum adamı, evet. Bana yapılanı hazmedemediğim için, başkasına aynısını yapmaya çalışıyordum. İyi ki diyorum şimdi, adam fark etmiş. Etmeseydi de alsaydı, ben de İstanbullu olacaktım. İçimde kalan o son parçayı da adamın ellerine teslim edecektim.

Gün içinde ara ara paranın, 5 liranın, yırtıklığına canım sıkılırken buldum kendimi. Sonra dedim ki kendi kendime "Ulan, hasta mısın? Altı üstü 5 lira. Nedir yani?" İkna oldum. Sonra gene aklıma geldi. Gene kendimi ikna ettim, yatıştırdım. Sonra gene ve gene... Anladım ki canımı sıkan para değil. 5 kuruş olsa da bu kadar sıkılacaktı canım çünkü esas mesele kazıklanmaktı. Aslında o da değil. Lokantadaki adamın öyle tatlı tatlı gözümün içine bakıp içinden, "oh bunu da buna geçirdik" diyor olma ihtimaliydi kafamı attıran. Neden? İnsanları ayak üstü düdükleyip zerre vicdanımızın sızlamaması nasıl oluyor da oluyor? Vallahi biranın sidiğe dönmesinden hızlı kokuşuyoruz. 1. Çoğul şahıs kullanıyorum çünkü ben de bana yapılanı başkasına yapmaya çalıştım. Ama günün sonunda bunun iğrençliğinin farkına varacak kadar şanslı olduğum için o boktan parayı çöpe atacağım.

O değil de, acaba bankamatikte bir problem çıkar mı? Bir de onu denesem?

5 yorum:

  1. Belki de o adam paranın yırtık olduğunun farkında bile değildi ,nezaketen gülümsedi. Belki şüphe duymayı öğrenerek İstanbullu olmuşsundur.

    YanıtlaSil
  2. Zaten "ihtimal" olduğunu söyledim ben de. Ancak istanbul'da tanıştığım birkaç esnaf arkadaşımdan öğrendiğim bilgilere dayanarak, bunun ihtimalden öte olduğunu düşünüyorum.

    İstanbul'a gelmeden de şüphe duyuyordum. Belki de hep İstanbulluydum. Bilemedim. Şu noktada pek de önemi yok galiba.

    YanıtlaSil
  3. Akbil makinaları kabul ediyor o paraları.

    YanıtlaSil
  4. Bankamatikler de ediyor.

    YanıtlaSil
  5. Sürekli beşiktaştaki balkandan yemek yiyen biri olarak bu anlattığın nedense biraz zoruma gitmişti, adam o parayı verirken farkında diildir diye düşündüm. Hani çocuğunun yaramazlık yaptığına inanmayan anne baba gibi oldum ve anlattığın şeyi okur okumaz kendimi balkanda buldum, içeri girdim, bazı günler çıkmayan ciğer tüm ihtişamı ile ordaydı. Tam bir ciğer bir mercimek diycektim ki yanımda orda yaşlı sakallı hafif berduş bi adam belirdi, ne dediği tam anlaşılmasa da bana yemek al açım tarzı birşeyler diyordu. Böyle durumlar başıma arasıra gelio, bazen ben öğrenciyim diyip (para sıkıntım pek olmasa da) aradan sığışmaya çalışıyorum bazense çıkartıp veriyorum ve kendimi tanrı gibi hissediyorum. Bugün ise orta yaşlı berduş adama en cömert halimle tamam sen ne istersen al ben ödüycem dedim ama sanırım onu da pek anlamadı. Ben de cüzdana baktım "5 TL ( ama yırtık değil:))" nakit vardı ona verdim ve yemek sırasında ilerledim, kasaya geldim kartla ödememi yaptım boş bir yere oturdum. Benden 1-2 sıra arkada da o berduş adam vardı o kasaya gelince kasadaki adama param yok bunları bana ver tarzı bişiler dedi, her zaman tanıdığım babacan kasadaki amca ise paran var gördüm tarzı bişiler dedi. Neyse ben çorba ve ciğerle meşgul olmaya başladm ama biryandan da berduş adam benim masama gelmesin istiyorum, bu tarz insanlardan hep biraz tırsmışımdır. Ama adam geldi benim masama oturdu. Direk helal edio musun diye sordu, helal ettim dedim ve yemeğe devam ettik, benim pek iştahım yoktu çorbayı falan bitiremedm ciğerin de yarısı kaldı neyse adam yer ciğeri dedim. Tam kalkıyorum adam susadım param kalmadı versene dedi ama bu sefer nakit param kalmadığı için vermedim, benim bitmemiş suyumdan iç dedim ve çıkıp eve geldim, yolda yürürken düşündüm, birincisi balkanda kasada duran amcayla yıllardır karşılaşırız kafamda hep babacan, fakire yardım eden bir imajı vardı bugün o imajı göremedim, ikincisi berduş adam sadece bir çorba almıştı yani ona verdiğim 5tlnin bitmesi imkansızdı. Yani berduş adam İstanbul kurnazlığı ile benden 50 kuruş daha koparmaya çalışırken, "kasadaki babacan amca" ise yılların verdiği görmüş geçirmiş "İstanbullu " tecrübesi ile bu tarz durumlar karşısında gardını alıyordu aslında… Günün sonunda ikimiz de ekonomik olarak sadece 5tl fakirleştik ama güven konusunda kaybımızı daha fazla. 17 sene insan ilişkilerinin çok samimi olduğu bir yerde yaşıyordum son 6 sene ise İstanbulda ve muhtemelen de hep burda yaşayacağım ama sanırım hala ne "İstanbullu oldum ne de İstanbulluluğa alıştım . Bunlara rağmen bu şehri sevmemse ayrı bir ikilem.

    YanıtlaSil

Web Statistics