29 Ekim 2011 Cumartesi

Depeche Mode - Breathe

I heard a rumour
They travel far
You know what it's like
The way people are
They talk and they talk
Though they don't understand
They'll whisper and whisper
And lie on demand
Please tell me now
I want to know
I have to hear it from your lips
Say it's not so

I heard it on Monday
And I laughed a while
I heard it on Tuesday
I managed to smile
I heard it on Wednesday
My patience was tried
I heard it on Thursday
And I hurt inside
I want to know
The depths of your mind
Tell me this whole thing is madness
And we're doing fine
Put your little hand in mine
And believe in love
Put your head on my chest
And breathe love
Breathe love
Breathe love
Breathe love

I heard it from Peter
Who heard it from Paul
Who heard it from someone
I don't know at all
I heard it from Mary
Who heard it from Ruth
Who swore on the bible
She's telling the truth
I heard it from Simon
Who heard it from James
Confirming with Sarah
That I was to blame
I heard it from Joseph
Who heard it from John
Who said with conviction
That all hope was gone
So I need to know
Your alibis
I need to hear that you love me
Before you say goodbye
Before you say goodbye
Before you say goodbye
Before you say goodbye

19 Ekim 2011 Çarşamba

"Seni Seviyorum!" "Tamam da ne kadar?"

"çoğu zaman bir soru cümlesi.
altı senedir kullandığım nokia 3100 modelinde mesajı okuduktan sonra seçenekler-cevap yaz-boş ekran der ve mesajınızı yazmaya başlarsınız. dün keşfettiğim üzere boş ekran seçeneğinin olduğu ekranda yukarı giderseniz de karşınıza bir takım şablonlar çıkmakta. ilki "affet, geciktim". sanırım "pardon me, i'm late" gibi bir şeyin çevirisi. "üzgünüm, geciktim" daha iyi olabilirdi. ikincicisi ise "ben de seni".
"ben de seni".
hayatımda kendimi hiç bu kadar karınca gibi hissetmemiştim. beynim amcıkladı, zira böcekler düşünmez. bizler birer böceğiz, çoğalan, bok taşıyan ve rahatsız edici olduğunda ezilerek yokedilen. baş kaldıramayan herkes gibi sen de ben de birer böceğiz sadece.
her zaman çamura batmak pahasına mücadele etmenin en soylu şey olduğunu düşünmüşümdür. ilk defa gitmenin, sadece gitmenin en yerinde şey olabileceğini hissettim dandik telefonuma bakarken.
tutkulu olmak. sanırım bizi böcekten ayıran tek şey bu."
İtü Sözlük'te "seni seviyorum" başlığı altındaki yazılardan bir tanesi bu alıntı... Bence en kayda değerlerinden ve kısaveacısız'a ait.

Çoğumuzun hayatında en az bir kez olsun kullandığını, kullanmayanların da kalp şeklindeki yastıkların, oyuncak ayıcıkların, kartların, kısacası üzerine yazıldığı anda satılabilirliği artan tüm eşyaların üzerinde gördüğünü tahmin ettiğim bir cümle 'Seni seviyorum."

TDK 'sevgi'nin tanımını "Hoşa giden bir şeye eğilim; tutkuya dek varabilen bir ruh durumu" olarak vermiş; 'sevmek' ise "Sevgi ve bağlılık duymak" şeklinde tanımlanıyor. Ancak sevgi ve sevmek kelimeleri, binlerce başka kelime gibi, söylendiklerinde, insanların anlamları üzerinde mutabık olabileceği kelimeler olmamaları nedeniyle tanımlanabilir değiller/olmamalılar. Sıkıntı da buradan çıkıyor zaten. Sevgiyi elle tutulabilir, gözle görülebilir, ölçülebilir, dolayısıyla da tanımlanabilir hale getirmeye çalışmaktan. Sevgi içimizde hissettiğimiz ya da içine düştüğümüz bir duygudur, yani soyuttur. "Seni seviyorum." demek, bu duygu durumunu somut hale getirmektir ve bu somutlaştırma çabası -ve özellikle bunun sayısız tekrarı-, duyguyu hiç olmadığı şekillere sokmaktan ya da "deforme" etmekten başka bir şey değildir. Öyle ki, gelinen noktada artık birini/bir şeyi sevdiğini söylemenin de bir önemi yok; aslolan nasıl söylendiği.

Mevzu somutlaşınca, miktar ve süre de bir anda önem kazanıyor tabii; modernitenin sayısız götürülerinden biri. Tek taş yüzüklerle, alınan sevgililer günü hediyeleriyle, akşam yemeğinin hangi mekânda yendiğiyle ölçülen, süresi adsl bağlantı hızıyla ters orantılı sevgicikler ortaya çıkıyor. Buna rağmen "Seni çok seviyorum ve inan bana ölene dek sevmeye devam edeceğim"ler Büyük Tufan'da dökülen yağmur damlalarından bile fazla çünkü sevmek artık bir meslekten çok da farklı değil. Arz-Talep meselesi. Modern dünyanın tutunamayanlarından olmamak için pazarladığımız bir duygu. Birileri sevildiğini duymak istiyor, onlara istediklerini veriyoruz, eş zamanlı olarak biz de bu güdümüzü tatmin ediyoruz ve böylece normal ilişkileri olan normal insanlar oluyoruz. Arz-Talep dengesi bozulmaya başladığında ise devreye Facebook arkadaşlarının ilişki durumları giriyor. Vitrin mankenleri gibi sergilenen insanlar içinden gideri olanları seçiyoruz. Sonra sayısız kez gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam eden bir konuşmanın içinde buluyoruz kendimizi:

-Seni özledim.
+Güzel bir şey bu
-Ben de öyle düşünmüştüm.
+Nasıl yani?
-Diyorum ki, ben de beni özlemediğini düşünmüştüm zaten.
+İyi de ben öyle bir şey söylemedim.
-Bir şey söylemedin işte. 'Ben de' diyebilirdin belki.
Web Statistics