10 Temmuz 2011 Pazar

Bazen başkalarının hayatlarına müdahale ettiğimde, dünyanın en iyi işini yapmış gibi hissediyorum kendimi. Onların yüzünde ufacık bir gülümseme yakalamak iyi bir insan olduğumu hissettiriyor; bencillikten arınmış iyilikler sunabileceğimi bile düşünüyorum.

Sonra işler boka sarıyor. Tüm sıkıntıların, acıların, dolaylı olarak ta olsa kaynağı olduğumu bilmek ve işleri düzeltecek kudrete sahip olmamak içimi, evin içini dolduran yakıcı rüzgarla birlikte bir daha bir araya gelmemek üzere oraya buraya dağılan bir avuç toz olma isteğiyle dolduruyor. Ama her şeyin düzeleceğine inancım sonsuz. Umutlu olmayı öğrenmek hayatım boyunca başardığım en önemli şey.

2 yorum:

  1. Başkalarının hayatına müdahale etme ve dahası bunu açıkça söyleyebime cüretini nereden bulduğunu hiçbir zaman anlayamayacağım. Başkası olsa cahil cesaretiş derdim.

    YanıtlaSil
  2. Bu cüret etmek değil. Herkes eline geçen her fırsatta Tanrıcılık oynuyor. Üstelik bunda bir sıkıntı olmadığını da düşünüyorlar. (Tıpkı tanrının kusursuz olması gibi.) Bu da onları kendi gözlerinde iyice Tanrı mertebesine çıkarıyor. Oysa insan bir olaya müdahil olduğunu söylüyorsa; itiraf ediyorsa, hatta ve hatta bunun sonuçlarının niyetlendiğinden farklı olduğunu görüyorsa, artık tanrıyı oynamayı bir kenara bırakmış, bir noktada birilerine faydalı olmaya çalışsa da bunu başaramama ihtimalinin ağırlığı altında ezilebileceğini fark etmiş demektir.

    Uzun lafın kısası...
    Bu cüret etmek değil. Bu beşeriliğin kabulü.

    YanıtlaSil

Web Statistics