9 Mart 2011 Çarşamba

Bingöl'e gidiyorum bitirme projemin ön araştırmalarını yapmak üzere. Sadece dört gün kalacağım ama yine de her yolculuk öncesinde olduğu gibi bu sefer de "Kesin öleceğim!" hissine kapıldım. Uçaktan tek başına korkmuyorum ama sanırım yolculuğun bütünü korkutucu geliyor bana. Çok fazla "Uçak Kazası Raporu izlemiş" de olabilirim. Havalar baya sıkıntılı, Pegasus da iyi bir havayolu firması sayılmaz. "Uçak Kazası Raporu"nda çok sağlam firmaların başına gelenleri gördüm. Şaka maka gidip de dönmemek var. Dönersem silerim bu yazıyı, dönmezsem artık bakar bakar ağlaşırsınız "vah yavrum hissetmişti öleceğini" diye. Ağlaşır mısınız lan? Ağlaşmayın. Hem ne bencilim. Yani uçakta benimle birlikte gelecek olan 40 tane ekip arkadaşım var. Onlar için de ağlaşın. Ha pardon, o konuda anlaşmıştık. Bingöl'den bir şeyler isteyen varsa haber etsin. Nesi meşhur bilmiyorum şu an ama gidince öğrenirim nasılsa. Onur, sana Bingöl havası getireceğim, biraz kumluymuş bu aralar.


Çok dramatize ettim ama vallahi geyik olsun diye yaptım. Yukarıda gördüğünüz fotoğrafı ben çekmiştim. Bence çok güzel ama ben çektiğim için değil tabii ki. Kim çekse çok güzel olurdu. Allah'ım! Şuraya bakın.
Selametle!

8 Mart 2011 Salı

Öyleyken Böyle!

Beşiktaş'taki Balkan Lokantası'ndayım, hani şu Collezione'un yan sokağında olan. Önümde 20 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir çift oturuyor. Yemekleri bitmiş herhalde. Sürekli birbirlerini öpüyorlar. Sırayla. Ardışık öpücükler. Esnaf lokantası bunun için ideal mekan olmasa gerek. Günlük hayatta artık öpüşen insanlar görmeye gözümüz alıştı ama burada sırıtıyor açıkçası. Yemek yemekten başka yapacak işim yok, yemek yerken de hep seyirlik bir şeyler olması tercihimdir. Hal böyle olunca ben de izliyorum. Biraz pilav, biraz et, biraz genç, bir yudum kola şeklinde bir rutin edindim. Kız, erkeği şehvetten yoksun öpüyor. Masum bir ihtiyaçmış, olmazsa olmazmış gibi. Sanki içindeki sevgiyi dışa vurmazsa, sevgiden patlayıp organları duvarlara, belki bir kısmı da tabağıma saçılacakmış gibi öpüyor. Aslında kızın tüm derdi beni korumak belki de. Erkek ise tam tersine; lokantada değil de daha kuytu bir yerde olmak istermiş gibi geliyor bana. Kulağından başlıyor kızı öpmeye, yanağına kayıyor, oradan da dudağını öpecek, derken kız kafasını çekiyor. "Esnaf lokantasında bu kadarı da olmaz" demeye getiriyor belki de. Ben bunları yazarken gittiler.


"Sigara içmediğiniz için teşekkür ederiz." yazılı levhalarla çevrili mekanın dört tarafı. İnsanlara zorunluluktan değil de keyifleri gelmediği, canları istemediği ya da lütfettikleri için sigara içmiyorlarmış hissi veriyor bu levhalar. Güzel taktik. Birinin bir şeyi yapmasını isterseniz, lütfettiğini hissettirin; delirecek olsa da yapar istediğinizi. Ama burada işe yarar mı bilmiyorum. Zaten burası esnaf lokantası. İnsanlar hızla yemek yiyip işlerinin başına dönme gayreti içerisinde. Hani çok keyifleri geldiği, canları istediği için değil, bu da zorunluluktan. Sigaralarını da işe dönerken hızlandırılmış üç beş nefeste içerler zaten. İstisnalar da olabiliyormuş tabii, bunu öğrendik.

Yan masaya üç kişi oturdu. 10 yaşlarında iki kız çocuğu, bir de kadın. Çocuklardan birinin annesi bu kadın. Anneyle kız aynı zamanda Rusça konuşuyorlar aralarında. Diğer çocuk anlamadığından olsa gerek tedirgin bir susuşu var o sırada. Halbuki kadının da kızının da Türkçeleri gayet iyi. "Ben akşamları asla yemek yemem. Anneme salata yaptırırım, illa bir şey yiyeceksem onu yerim. Yememek lazım akşamları. Yani zayıf olmanın kurallarından biri bu." diyor annesi yanında olmayan kız. Diğer ikisi de katılıyorlar buna. Daha bu yaşında nereden edinmiş bu çocuk "zayıf olma bilinci"ni? E, hadi biz barbie devri çocuklarıydık da oradan öğrendik. Bunlar ne ayak? Bunlar daha feci bir ayak. Bunlar direk membaından öğreniyorlar çünkü. Gazeteler, dergiler, MTV, internet... "It's a Violent Pornography!" Zaten en masum siteyi bile açsanız, kenarında illa bir porno sitesinin ya da daha çocuksu tabirle "arkadaşlık" sitesinin reklamını görebilirsiniz. Kadının nasıl olması gerektiğini, bunun formülüne sahip medyadan öğrenip kimlerin "gideri" olduğunu görüyorlar ve normal olarak öyle olmak istiyorlar. Normal olması kabul edilir olduğunu söylemez tabii.


Geçen gün bir gazete haberinde artık genç kızların ergenliğe girişinin 14-15 yaşlardan 10-11 yaşa düştüğü söyleniyor ve bunun sebebinin "çocukların maruz bırakıldığı cinsellik" olduğu belirtiliyordu. Yanlış bir haber değil muhtemelen. Ben ilkokulda sevgili nedir bilmiyordum. Şimdiki çocuklar ilkokulda öpüşmenin tekniklerini biliyorlar. Türkiye'de öyle mi bilmiyorum ama yurtdışında muazzam örneklerini gördüm. Fight Club severlere üzücü haber: Marla Singer biricikliğini kaybetmiş! Hayır, şimdi böyle "ben ilkokuldayken peheeey!" diye konuşunca yaşlı triplerine girmiş gibi oluyorum ama bildiğim kadarıyla henüz 21 yaşındayım. Zaman geçtikçe nesiller arasındaki mesafe çoğalıyor, üstelik her tarafı sarkıt ve dikitlerle çevrilmiş.

Garson tuhaf tuhaf bakmaya başladı. Dolma kalem insanı triplere sokuyor Allah sizi inandırsın. Sanki gazetedeki köşeme acil yazı yetiştirmem gerekmiş gibi hallerdeyim. Self servis lokantaların en sevdiğim yanı hesabın en başta ödenmesidir. Dilediğince çekip gidiyor hissi verirler insana ya da para ödemeden kaçıyormuş hissi. Öyle şeyler. Elim yoruldu, garson sinirlenmek üzere. Ben yavaştan kaçar.
Web Statistics