2 Şubat 2011 Çarşamba

Konuşmalar #1

- Bana yalan söyleme! Lütfen.
+Yalan söylemiyorum. Sadece bazı şeylerden hiç bahsetmiyorum.
- Ne bu şimdi? Öyle olunca yalan söylememiş mi sayıyorsun kendini?
+Elbette öyle sayıyorum. Çünkü ortada 'söylenen' bir şey olmamış oluyor.
- Bırak şimdi bunları. Bana yalan söyleme işte. Gizleme de. Olanı biteni söyle ama yalan olmasınlar.
+Peki neden?
- Ne neden?
+Benden ne istiyorsun? Güven konusuna neden bu kadar takılmış durumdasın? Bana karşı sonsuz bir güven kazandığında ne olacağını sanıyorsun?
- Bilmiyorum. Sadece zorlanıyorum. Her an birilerinin arkamdan bir şeyler yapıyor olabileceği düşüncesi aklımı kemiriyor. Şu an çevremde bu yakınlığı hissetme ihtimalim olan tek insan sensin.
+Anlamıyorsun bence. Ya da anlatamıyorum. Ben yaptığım şeyleri gizlemekten bahsetmiyorum aslında. Ben düşüncelerimi gizlemekten bahsediyorum. Sana her şeyi anlatamam. Anlatsam da anlayamazsın. Senin arkandan hiçbir kötü eylem yapmıyor olabilirim, ama zihnim... Ona hakim olamam ve sen de olamazsın. Bir sonraki düşünce balonumda seni en acımasız şekilde öldürüyor olabilirim. Senden nefret ediyorken yüzüne gülebilirim. Hiç zorlanmadan. Seninle hayatımın sonuna kadar dost olabilirim. Bunu sırf sen acı çekme, yalnız kalma diye yaparım ve zerre belli etmem içten içe seni ne kadar küçük gördüğümü, aşağıladığımı... Ben maskemle doğdum. Bana güvenemezsin. Kimseye güvenemezsin. Bu arada söylediklerim sadece örnekti. Seni aşağılıyor ya da küçük  görüyor falan değilim.
- Yalnız yaşamanın erdeminden söz ederdim eskiden. Kimseye güvenmemenin insan verdiği güçten. Dimdik ayakta durmaktan... Tek başına. Beni kendimden başka kimsenin yıkamayacağını söylerken bir şeyleri hesaba katmamış olmalıyım. Çünkü şu an buz gibi rüzgar beni paramparça eder diye dışarıya çıkmaktan bile korkuyorum. Yalnız ölmekten. Amcam gibi... Bir odada tek başına çürüyen bedenimden, onun yaydığı iğrenç kokudan, komşuların 'bu evden leş kokusu geliyor' diyerek kapıyı kırdırmalarından korkuyorum.


+Titriyorsun.
- Üşüdüm.
+ Dikkat et de dağılma. Romantik seni.
- Sana burada derin duygularımı açıyorum, şu yaptığına bak.
+Dün lise günlüğümü karıştırıyordum. Bir sayfada sadece "arkadaş aramaktan vazgeç, çünkü ideal dost diye bir şey yoktur" yazmışım. Kurduğum bu cümleyi, onu kurduğum zamanki duygularımı falan hatırlamıyorum da, sanırım bu cümleyi özümsedim ben.
- Yani aslında senin dostun falan değilim, öyle mi?
+Sen bencil bir insansın. Neden her şey seninle ilgili olmak zorunda ki? "Sana güvenmek" "Seninle dost olmak" "Sana yalan söylememek" "Senin kuyunu kazmak" Burada, kendimle ilgili önemli bir sorunu dile getirmeye çalışıyorum.
- Burada ikimiz arasındaki bir sorundan bahsediyoruz aslında. Bencillikle ne alakası var bunun! Ama yine de kusura bakma. Canımın sıkkın olduğunu biliyorsun. Biraz fazla kendimden bahsetmiş olabilirim bugün.
+Önemli değil aslında ya. Sadece şunu bil. Benden istediklerin bencilce ve bunları sana vermeyeceğim. Veremeyeceğim. Bunu yapma. Bırak. Siktir et! Biz iki yakın arkadaş olalım. Dost olmayıverelim. Ölmeyelim birbirimiz için varsın. Kaldı ki belki benim arkadaş tanımım, senin dost tanımınla aynı şeydir. Kelimeleri sil at. Sadece derdini anlat onlarla. Yetsin.
- Anlamıyorum. Neresi bencilce benim senden istediklerimin?
+Çünkü bunları isterken benim durumumu hesaba katmıyorsun. Ben insanları sevmiyorum. Güvenmiyorum. Başlarına bir şey geldiğinde onlara yardım ediyorum ama onlar için üzülmüyorum. Zerre üzülmüyorum. Kusurlu olduklarını bildiğimden, gözüm onların kusurlarına takılıyor. İlerleyemiyorum. Yüzünde kocaman bir leke olan biriyle konuşurken, gözlerin lekeye takılır ya. Ama belli etmek istemezsin karşındakine oraya baktığını. İşte öyle hissediyorum ben de. Aslında sanki yazılmış gibi, suratlarına baktığım anda görüyorum kusurlarını ve onlara belli etmemek için düşüncelerimi gizliyorum.

- Bugün gerçekten çekilecek gibi değilsin ve bencillik yapan sensin. Yaşadığın şeyler seni buralara getirmiş, şüphesiz. Annenle, babanla, saçma sapan sevgililerinle yaşadıklarından çok önemli dersler çıkardığını zannediyorsun. Hayat senin çıkardığın derslerin de etrafında dönmüyor maalesef. Her insana potansiyel orospu çocuğu gibi yaklaşarak, onlara haksızlık ediyorsun. Sen kusur falan görmüyorsun çünkü ortada kusur yok aslında. Kusuru kafanda yaratıyorsun. Lekesiz olmak için insanları lekeliyorsun. Çünkü aslında sen de korkuyorsun. Benden beter korkuyorsun hem de. Ben, en azından bununla yüzleşecek kadar kurtuldum kibirimden.
Sen yaşamayı hak etmeyecek kadar az şeyden mutlu oluyorsun. Sorun çıkarmak, başkalarını oyunlarına dahil etmek ve böylece biraz olsun eğlenmek... Mutluymuş gibi davranmak istiyorsun, sanki dünya umurunda değilmiş gibi.
+Hahaha. Dert etme beni bu kadar. Nasılsa tüm bu terbiyesizliklerim, düzenbazlıklarım, insanlık dışı davranışlarım, gurur kırmalarım, onur tokatlamalarım, umursamazlıklarım, üzüntülüymüş gibi yapışlarım, kendimi aldatmalarım, kendimi küçük düşürmelerim ve sanki hiçbir şey olmamış gibi aynen yola devam edişlerim için cehennemde cayır cayır yanacağım.
- Tam bir salaksın. Yine de Allah günahlarını affetsin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Web Statistics