6 Eylül 2010 Pazartesi

Bana dünyanın en sevgisiz insanı olduğumu söyledi.
Varlığımın adaletsizlik olduğundan, benim gibi birinin varlığından biri ona bahsetmiş olsa, gözleriyle görmeden inanamayacağından bahsetti.
Biraz da ağladı.
Oysa avucuma imzasını atacağını sanmıştım. Yapmadı.
Gözyaşlarının kaynağının kendine acıyışı olduğunu söyledim.
Daha fazla ağladı.
Benim gibi bir insanın varlığından ne kadar iğrendiğini bozuk cümlelerle dile getirmeye çalıştı.
İnsanların suçlu olduklarında -kasıtlı olarak olmasa bile- kendilerini haklı çıkarmak için kendilerine acıdıklarını, dolayısıyla bunun onları ağlattığını düşündüm. Ona söylemedim.
Çok pişman olacağımı, hayatımın acı içerisinde geçeceğini ama aksini temenni ettiğini söyledi.
Haklı olmasını istedim.
İçimden ona sarılmak; tüm kötü enerjisini, tüm hastalıklarını içime çekmek geçti.
Yapamadım.
Oturdum.
Beni sandalyeme bağlayan ipleri aradım.
Bulamadım.
Yerimden kalktım. Banyoya gidip dişlerimi fırçaladım.
Koridora çıktım. O da oradaydı.
Yolunu kestim.
Sarıldım.
Çenemi omuzuna bastırdım.
Daha sıkı sarıldım.
Sağ elinde sigara vardı. Tek koluyla sarılmama karşılık verdi.
Ona sandığı kadar sevgisiz bir çocuk olmadığımı söyledim.
İnandı.

2 yorum:

  1. duygusuz olduğunu düşünmek ya da duymak sana zevk verdi mi peki?

    YanıtlaSil
  2. Hayır. İleride gerçekten de bunun için pişman olabileceğimi düşündüm.

    YanıtlaSil

Web Statistics