21 Temmuz 2010 Çarşamba

Cehennem

Zerre imanı olanın öyle ya da böyle cennete gireceğini öğrendiğim zaman ne kadar rahatladığımı hatırladıkça utancımdan zerrelerime ayrılacağımı zannediyorum.
"Zerre kadar da imanımız vardır evelallah." diye düşünmüştüm o an.
Benim kafamda bir kum tanesi olarak nakşeden zerrenin, kaçırılan bir namaz için kalbine hançer saplanmışçasına acı çekmeye eşdeğer olduğunu bilmiyordum o sırada.

Artık ister istemez cehennemin nasıl bir yer olabileceğini ve algılamamız için ateş olarak ifade edilen hissin içinde nasıl hapsolacağımızı düşünüyorum.
Her bedenin bir zayıf noktası vardır ya hani; işte ateş, bu zayıf noktaya her an ve sonsuza kadar tekrar tekrar sokulup çıkarılan, ucu zehire batırılmış bir oktur bence. Orada bir bedenden bahsedemeyeceğimize göre, bedenin çektiği bu acıya denk bir ruh bükülmesi hissedeceğimizi sanıyorum. Bedendeki oka muadil pek çok ruh acıtacağı olduğunu düşünüyorum. Herkese göre bir başka şey. Herkes için özel üretim. Yani bana sorarsanız herkesin biricik ve kendine mahsus birer cehennemi olacak. Kimisi her an annesinin ölüm haberini alacak, kimisi her an sevdiğinden ayrılacak, kimisi her an yalnızlıkla boğuşacak. Ve sonsuza dek yerinde sayacak.

Zaten dönüp dönüp sürekli aynı noktaya vardığımız, uyanmak isteyip uyanamadığımız rüyalarımızda bile kendimizi dünyanın en zavallı insanı gibi hissetmez miyiz? Sonunda ağlayarak da olsa uyandığımıza sevinmez miyiz? İşte cehennem uyanamadığımız kötü bir rüyadır. Belki de. Neden olmasın ki!? Yani. Biraz. Bence.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Eğer bir dizi sizi mutluluktan uçurduktan sonra ağlatarak sertçe yere indirip ardından da kalıcı bir hüzne sepetleyebiliyorsa, ya o dizi gerçekten çok iyidir ya da siz yalnız, acınası (aksanlı bir pathetic!) ve yapacak tonla işi olduğu halde ekrana bakarken fındıklı Peripella'dan bir kaşık daha almayı tercih eden bir gerizekalısınızdır.

Bence dizi çok iyi; adını söylemeyeceğim ama aramızda bir ipucunun lafı olmayacağını da biliyorsunuz: "Baby! Why ... he ... me ... bad?"

6 Temmuz 2010 Salı

Alıntılar -4

"Kavga etmedikçe kendini tanıyamazsın! Kendini karşına almadıkça... Kendini, yani tüm dünyayı.
Tevbe edebileceğin günahların varsa, ne mutlu sana! Kendisinden dönebileceğin, vazgeçebileceğin, yaptığına pişman olacağın günahların... ama senin günahların... sana mahsus günahların... yapamayacağını zannettiklerin ama yaptıkların...
Tevbe etmek demek, ayağa kalkmak demek; her düşüşünde yeniden kalkmak...
Düşüşlerin, yolda oluşunun alâmeti... düşe kalka yürüyüşünün... insan oluşunun...
Düşmekten korkmamalısın o hâlde. Korkacaksan, ayağa kalkamamaktan kork!"
Web Statistics