16 Mart 2010 Salı

Simbiyoz

İstiklâl Caddesi'nde yürüyorlardı. Oğlan kolunu kızın omzuna atmıştı, kız da onun beline sarılmıştı. O sırada orada aynı şekilde dolaşan 39 çiftten sadece bir tanesiydiler. Yaptıkları şey, her zaman yaptıklarından çok da farklı değildi; birbirlerinden kopmadan yürüyorlardı ve bu hallerini gören kalabalık bir lütuf olsun diye onlar daha dokunmadan yarılıyordu.

İkisi de kendi cinsleri içinde ülke ortalamasının üzerinde uzunluktaydılar. Ama kız artık sevgilisinin gözlerine aynı hizadan bakabilecek uzunluktaydı ve ortalama boydaki erkeklerin genetik düzenlerinin kafalarında oynamaya başladığı oyunlardan haberdardı. İtalyanlara binlerce şükür!

Kız önemsiz bir olay anlatmaya başlamıştı ama oğlan ilgili görünmek istiyordu. Aslında kızı dinlemek istiyor ama dinleyemiyordu çünkü kafası, nasıl daha çok ilgili görünülebileceği konusuyla meşguldü. Çözümü buldu: Kafasını geriye doğru atıp bir kahkaha patlattı. Mükemmel bir çözümdü ama o sırada, o caddede kendisiyle aynı hareketi yapan diğer 7 kişiden farkı zamanlamasının yanlış olmasıydı. Önemsiz de olsa anlattığı şeyin dinlenmiyor oluşu kızın biraz canını sıktı. Yine de yüzünde bir tebessümle, etrafında komik olan bir şey arayarak ona ne gördüğünü sordu. Oğlan az önce bulduğu mükemmel çözümün aslında berbat olduğunu saniyeler içinde anlayacağını düşünmemişti. Zaten son zamanlarda kolunun altındaki mahluktan başka pek bir şey düşünmüyordu. Bu nedenle şimdi kıza nasıl bir cevap vermesi gerektiğini düşünmek ona zor geliyordu.

Derken kız aniden durdu ve birkaç saniye boyunca durmaya devam etti. Oğlan da durmak zorunda kaldı; paniklemişti çünkü az önce istemeden yaptığı şeyden dolayı kendini suçlu hissediyordu. Kız arkasını dönüp ters yönde yürümeye başladı. Adımlarını hızlandırdı. Koşmak istiyor ama düşmekten korkuyordu. İtalyanları Allah bildiği gibi yapsın! Az önce onlar geçsin diye yarılan kalabalık, bu sefer tek başına bulduğu kızı yutmaya çalışıyordu. Ama yetişti ve bir adamı omuzundan tutup kendine çevirdi. Adam ne olduğunu anlayamadan kız onun dudaklarına yapışmıştı. Kızın yüzü kendi yüzüne çok yakın olduğu için kim olduğunu göremiyordu. Ama gördüğü birbiri içine geçmiş 4 adet yeşil göz neler olup bittiğini anlamasına yetti. Kızı kendinden uzaklaştırıp suratına bir tokat attı. Uzun zamandır hayal ettiği bir şeydi bu. Önceden söylemek istediği birkaç söz vardı tabii kurduğu hayalde. Bu kadar beklenmedik bir an değildi sonuçta kafasında kurduğu. Aralarındaki mesafe adama yeterli gelmedi. Hala nefretin kokusu burnuna geliyordu. Kokudan kurtulmak için geriye doğru birkaç adım attı. Kızı baştan aşağıya süzdü.

"Amma da kaltak olmuşsun."

Bu, kafasında kurduklarından da iyi bir cümleydi ve daha birkaç dakika önce, atabilmek için her şeyini feda edebileceği o tokat tam da varması gereken yere varmıştı. Kaderin ona çok uzun zamandan sonra yaptığı ilk iyilikti ama çok uzun sürmeyecekti.
Kız ona göre bir kaltak olabilirdi ama olayları birkaç adım geriden izleyen ve ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan uzun boylu oğlan için tam bir ilahtı. Hafif meşrep bir ilah.

Kız sanki son iki dakika hiç yaşanmamış gibi geri döndü ve kendisine şaşkın gözlerle bakan sevgilisinin beline sarıldı. Bu sefer kıza şaşırarak bakma sırası az önce kızın yanağını okşayan ve birkaç günlüğüne o yanakta hatırasını bırakan adamdaydı. Kızın giydiği daracık kota ve kırmızı topuklu ayakkabılara baktı. Eskiden kız böyle şeyler giymezdi çünkü adam onun giymesini istemezdi. Neden istemediğini bu şekilde hatırlamak ona acı verdi. Hatırlatan, kızın kalçalarına odaklandığı sırada damarlarında hızla dolaşan kandı: Tahrik olmuştu ve kendi gibilerin, uğruna dünyayı yok edecek kadar sevdiği kadına bakıp tahrik olmaları önce sevdiği kadını yok etmesine neden olurdu. Az önceki görkemli zafer gözlerinden akan birkaç damla acıya dönüştü. Kaltak diyerek aşağıladığı kadının, kendi damarlarındaki kanın akışıyla bu denli rahat oynayabiliyor oluşu daha önce hiç utanmadığı kadar utanmasına neden oldu. Artık uzun süredir yapmak için yaşadığı şeyi de yaptığına göre, bu akışa bir son vermeliydi. En azından bu, kendi kontrolünde olacaktı.

İlah olmanın bazı güzellikleri vardı. Oğlanın az önce attığı gereksiz kahkaha yüzünden kendini hâlâ suçlu hissediyor oluşundan dolayı kıza herhangi bir şey soramayıp, o iki dakika hiç yaşanmamış gibi yoluna devam edebiliyor oluşu da bu güzelliklerdendi.

Oğlan kafasını geriye doğru atıp bir kahkaha daha patlattı; bu sefer zamanlama mükemmeldi. Beline sarılan ilahın omzuna tekrardan kolunu attı. Karakterleri oturmamış, hayattan bir beklentisi olmayan, sadece bedenen varolan diğer tüm esnek insanlar gibi, yaşamaya devam edebilmek için bir şeylerin şeklini almalıydılar. Kızın eli oğlanın belinde, oğlanın eli kızın omuzunda; birbirlerinin şeklini almışlardı. Ta ki bir başkasına çarpıp onun şeklini alana kadar... Ki bu, İstiklâl Caddesi'nde gerçekleşmesı hiç de zor olmayan bir şeydi.

2 yorum:

  1. "İlah olmanın bazı güzellikleri vardı. Oğlanın az önce attığı gereksiz kahkaha yüzünden kendini hâlâ suçlu hissediyor oluşundan dolayı kıza herhangi bir şey soramayıp, o iki dakika hiç yaşanmamış gibi yoluna devam edebiliyor oluşu da bu güzelliklerdendi." bence burada ilah olmaktan başka birşeyler var. sıradan ortalama insanların yapabileceği var olan olgular üzerinden duygu sömürüsü ya da her neyse. burada gözden kaçan ise bu sürece nasıl gelindiğidir. oğlan kızın anlattıklarını sıkıcı bulup dinlemiyor ve kız da bu durma üzülüyor. kontrol kimde ilah'ta mı kızda mı mesele birilerinin size verdiği malzemeler üzerine senaryo yazmak değil kendin olabilmek erol

    YanıtlaSil
  2. Kız elbette ki ilah falan değil. Ama oğlana göre öyle. Ortalama bir erkeğin tüm beklentilerini karşılayabildiği için onların ilahı olabilecek bir kız işte o. Daha fazlası değil.

    Bu sürece nasıl gelindiği elbette önemli ama benim yazmak istediğim o noktaya gelindikten sonrasıydı ve nitekim okuduğunuz şey de o oldu.

    Ayrıca kaçırdığınız birkaç nokta olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, kız kendi anlattıklarının sıkıcı olduğunu biliyor. "Oğlana göre" kızın anlattıklarının sıkıcı olup olmadığıyla ilgili herhangi bir şey yazmadım. Oğlan sadece farkında olmadan, kısmen büyülenmiş bir şekilde, daha fazla ilgi göstermek için kaçırıyor konuyu. Kafası "ilahıma nasıl daha fazla iyi hissettirebilirim kendini?" sorusuyla meşgul.

    Her neyse. Kendi yazım hakkında konuşmak istediğimden fazla konuştum. Yine de yorumunuz için teşekkürler.

    YanıtlaSil

Web Statistics