17 Şubat 2010 Çarşamba

Seçimler ötesi durumlar ve bir seçim olarak aptallık

Seçim yapacak kadar aklı başında olan insanların (kendiminkiler de dâhil olmak üzere) yaptığı her aptal seçime karşıyım. Bunu söylediğimde "Kime göre aptal?" diye soranların da aptal olduğunu düşünürüm ve içimde onlara bir kafa atma arzusu uyanır. Dünya benim algılarımla sınırlı olduğuna ve algıladığımın ötesine geçemeyeceğime göre, bu seçimlerin aptallık skalasını da ben ve kendim el ele vererek belirliyoruz.
Ancak asıl takıldığım nokta, seçim yapma imkânımızın olmadığı yerler ve seçim yapamadığımız durumların seçimlerimize etkisi.

Ben Mine Kavasoğulları'yım. Adım Mine; doğumumdan birkaç ay önce ölmüş babaannemin adı Emine olduğu için. Annem adımın Emine olması konusunda ısrar ediyormuş, babam ise böyle bir şeye gerek olmadığını, daha "modern" ve daha "güzel" bir isim olan Mine'nin her iki amaca da pekala hizmet edebileceğini düşünmüş. Bana sorulabilseydi adımın ne olmasını isteyeceğimi bilmiyorum. İsmim olmasını isteyeceğimden bile emin değilim çünkü bunun isimle kalmayacağını şimdi geçmişi görebilen gözlerimle idrak edebiliyorum. Sırf ailemin beni okutacak kadar parası olduğu için okula gideceğimi, hep daha yükseklere çıkmak için çalışacağımı; şu düzenin bana isim eklemekle kalmayacağını, sıfatlar eklemek de isteyeceğini; Mine Kavasoğulları olarak kalamayacağımı, dilbilgisi dersinde İsimler'den sonra Sıfatlar konusunun gelmesinin bir tesadüf olmadığını; Prof. Dr. Mine Kavasoğulları olsaydım yaka kartımı gururla taşıyacakken, kasiyer Mine Kavasoğulları olsaydım müşterilerin gözlerinin içine bakmaya çekineceğimi, yanlış bir söz söyleyip marketin müşterilerini kaçırmamaya özen göstermeye çalışacağımı çünkü içinde bulunduğumuz hiyerarşik sistem gereğince doktorun kasiyerin üzerinde olduğunu biliyorum.
Bana isim verilerek "seçimler ötesi" başlayan bu ileri doğru akan zaman yolculuğunda 'sadece insan' olma hakkımın elimden alındığını da biliyorum. Belki sadece insan olmak yeterli gelmeyecekti bir zaman sonra ama bunu kendim deneyimlemek isterdim açıkçası. Şikayet zırvalarının zamanı değil. Adımı öğrendiğim gibi, güzeli, çirkini, akıllıyı, aptalı, geri zekalıyı, sıradanı, absürdü, yağlıyı, tatlıyı, tuzluyu, acıyı, ekşiyi, uzunu, kısayı, büyüğü, küçüğü, eğriyi, büğrüyü, doğruyu, yanlışı da öğrendim. Dilbilgim artık gayet iyi.

İsmimizi belirli hukuk kurallarınca değiştirme gibi bir şansımız var nihayetinde. Ancak nerede, ne zaman ve nasıl doğduğumuzu ve içine doğduğumuz toplumsal yapının durumunu hiçbir zaman değiştiremiyoruz. Göz ve ten rengimiz, dudaklarımız, burnumuz, boyumuz vs. de n.ş.a. değiştiremeyeceğimiz özellikler arasında. Bu seçimler ötesi şeylerin seçimlerimize etkilerini düşündükçe delirecek gibi oluyorum. Afrikada akbabanın gözlerini üzerine diktiği çocuk olmama nedenimin Kıbrıs'ta, savaşın bittiği bir dönemde doğmuş olmam olması aklımı yerinden oynatıyor. Hüseyin isimli lise arkadaşımın zeki, komik ve hazırcevap olmasına rağmen yaptığı esprilere gülünmeme ve sürekli olarak dalga geçilme sebebinin soyadının Koyun olması oluşunu; tam tersi olarak okulun en popüler çocuğunun o denli popüler olmasının sebebininse kızların çenelerini asfalta vurduracak kadar yakışıklı olması oluşunu hazmedemiyorum.
 Ne üzücüdür ki seçimi bize ait olmayan pek çok yönümüz, seçimi bize ait olanlardan daha fazla takdir görüyor ya da daha fazla aşağılanıyor. Bu konuda estetik başı çeken unsurlardan bir tanesi. Angelina Jolie/Brad Pitt güzel/yakışıklı olmayı kendi seçmedi ancak genetik kombinasyonların bir sonucu olarak Angelina Jolie/Brad Pitt olmayı başardığı için Brad Pitt'i/Angelina Jolie'yi seçebildi.

Beni okuma ihtimalinin sıfıra yakınsadığını düşündüğüm için bir tanıdığımı burada isim vermeksizin kurban edeceğim:
Allah'ı var adamın kafası çalışıyor ve bununla gurur duyuyor ama aptal adama (sadece seçimlerinden ötürü değil aptal doğan adama da) tahammülü yok (seçim). Buna rağmen güzel bir kız gördü mü o çok gurur duyduğu akılcığı başından gidiyor. Hatta aptal ama güzel bir kız için ömründen üç seneyi çöpe atıyor (seçim). Ama kafası çalışan ve tercihen gündelik hayat konuşmaları içinde 'lan, abi' gibi kelimeler kullanan bir kızı anında alaşağı etmekten geri durmuyor (seçim). Yani kişinin seçimler ötesi özelliklerini, hem de estetik olanları, her şeyin önüne koyuyor (seçim). Bu kadarla yetinse yine üzmeyecek beni. Bu adam aynı zamanda bir milliyetçi olduğunu da söylüyor; "Bir kürtle asla evlenmem." gibi demeçler veriyor. Annesinin sırf Kürt bir adamla tanışmamış olduğu, tanışsa bile onunla evlenmeme gibi bir 'seçim yapmış' olduğu için seçimler ötesi olarak Türk doğduğunun farkında olmadan, üzerine yapıştırılan Türklük etiketini özümsüyor (seçim).

İşte yazının ta en başında bahsettiğim 'aptal seçimler' konusu tam da burada anlam kazanıyor ve muhtemelen bu tabiri kullanırken neyi kastettiğimi anlıyorsunuz.

Vakti olmayanlar için özet kıyağı:
Seçim yapacak kadar aklı başında olan insanların (kendiminkiler de dâhil olmak üzere) yaptığı her aptal seçime karşıyım. Bunu söylediğimde "Kime göre aptal?" diye soranların da aptal olduğunu düşünürüm ve içimde onlara bir kafa atma arzusu uyanır. Dünya benim algılarımla sınırlı olduğuna ve algıladığımın ötesine geçemeyeceğime göre, bu seçimlerin aptallık skalasını da ben ve kendim el ele vererek belirliyoruz.
Ancak asıl takıldığım nokta, seçim yapma imkânımızın olmadığı yerler ve seçim yapamadığımız durumların seçimlerimize etkisi.
Hayatta yapabileceğimiz en aptal seçimlerin seçimler ötesi kriterler göz önüne alınarak yapılan seçimler olduğuna inanıyorum ve bu seçimler ötesi kriterlere, yapılan seçimlerden iyi ya da kötü yönde daha çok değer verme seçimini yapanların aptal olduğunu düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Web Statistics