5 Ocak 2010 Salı

Ménalque ne kadar mutlu! Onun hiçbir şeyi yok.

   "Bu makas sizin miydi?" dedi şekilsiz, paslı, kırık dökük bir şey uzattı bana; Moktir'in benden aşırdığı küçük makası tanımakta güçlük çekmedim.
   "Evet, karımın makası."
   "Bunu onunla odada yalnız olduğunuz bir gün, başınızı çevirdiğiniz sırada aldığını ileri sürüyor, ama ilgi çekici olan bu değil; söylediğine göre, bunu bornozunun içine sakladığı anda, aynadan kendisini seyrettiğinizi anlamış, bakışınızın aksini kendisini gözetlerken yakalamış. Çaldığını görmüş ve hiçbir şey söylememişsiniz! Moktir bu suskunluğa pek şaşırmışa benziyordu. Ben de şaştım."
   "Ben de sizin söylediklerinize bir o kadar şaşırdım. Nasıl olur! Onu yakaladığımı biliyordu demek!"
   "Orası önemli değil; birbirinizi kandırmaya çalışıyordunuz: bu oyunda, bu çocuklar bizi hep yeneceklerdir. Onu yakaladığınızı sandınız oysa o sizi yakalamıştı... Burası önemli değil. Susmanızın sebebini açıklayın bana."
   "Biri bana da açıklasın isterdim."

Bir süre konuşmadık, Ménalque bir aşağı bir yukarı yürüyordu odada, dalgın dalgın bir sigara yaktı, sonra hemen attı.
   "Burada, başkalarının deyimiyle, bir 'duygu' var," dedi. "Sizde eksik gibi görünen bir 'duygu' sevgili Michel."
Gülümsemeye çalıştım:
   "Belki de ahlak duygusu," dedim.
   "Hayır, sadece sahiplenme duygusu."
   "Bu duygu sizde de pek gazla değil gibi geliyor bana."
   "Bende öylesine azdır ki, görüyorsunuz buradaki hiçbir şey bana ait değil; içinde yattığım yatak bile, hepsinden önce yatak. Dinlenmekten nefret ederim; sahiplenme duygusu uykuyu kışkırtır, insan da güven içinde uyur; uyanık yaşamak amacını güdecek kadar severim yaşamayı, böylece zenginliklerimin ortasında bile, hayatımı zorlaştırmama, en azından yüceltmeme yarayan bu iğreti durum duygusunu devam ettirirdim. Tehlikeyi sevdiğimi söyleyemem ama gelişigüzel yaşamayı severim, hayat benden her an , bütün cesaretimi, bütün mutluluğumu, bütün sağlığımı istesin isterim."
   "Öyleyse başıma kaktığınız nedir?" diye sözünü kestim.
   "Öf! Beni ne kadar yanlış anlıyorsunuz, sevgili Michel; kendi inancımı uzun uzun anlatmak budalalığınaa düşeceğim neredeyse! İnsanların beğenmelerine ya da beğenmemelerine kulak asmayışım, kendi beğendiklerimi ya da beğenmediklerimi ileri sürmek isteyişimden değil; bu kelimelerin fazla bir anlamı yok benim için. Az önce pek fazla söz ettim kendimden; anlaşıldığımı sanmak beni kışkırttı. Sahiplenme duygusu olmayan birine göre, çok fazla şeye sahip göründüğünüzü söylemek istiyordum sadece; tehlikeli bir şey bu."
   "O kadar çok neyim varmış?"
   "Meseleyi böyle ele alırsanız, hiç... Ama kendi sınıfınızı açmadınız mı? Normandiya'da mülk sahibi değil misiniz? Passy'ye, hem de lüks bir daireye yerleşmediniz mi? Evlisiniz. Bir çocuk beklemiyor musunuz?"
   "İyi ya!" dedim sabırsızca, "Bu da kendime sizinkinden daha 'tehlikeli' (siz öyle söylemiştiniz) bir hayat kurmayı bildiğimi gösteriri sadece."
   "Evet, sadece onu gösterir," dedi Ménalque alaylı alaylı, sonra birdenbire dönüp elini uzattı bana.
   "Neyse, güle güle," dedi; "bu akşamlık bu kadar yeter, daha iyi bir şey konuşamayız nasıl olsa. Ama yakında görüşürüz."
Onu bir süre görmedim.
Yeni işler, yeni kaygılar uğraştırdı beni; bir İtalyan bilim adamı gün ışığına çıkardığı yeni belgelere dikkatimi çekti, ben de derslerim için uzun uzun inceledim bunları. İlk dersimin yanlış anlaşıldığını sezince, sonrakileri daha farklı daha güçlü bir şekilde aydınlatma arzum şahlanmıştı; böylece ilkin ancak akıllıca bir varsayım gibi ortaya attığım şeyi, öğreti haline sokmaya yöneldim. Yeni doktrin üreten birçok insan, güçlerini bu yarım yamalak anlaşılma şansına borçludurlar. Bana gelince, ne yalan söylemeli, çabamda doğal bir kafa tutma ihtiyacının da payı büyüktü belki de. Söyleyeceğim yeni şey, ben söylemekte, hele anlatmakta güçlük çektikçe daha elzem gibi göründü bana.

Gel gör ki, kelimeler eylemin yanında silikleşiyorlardı! Ménalque'ın hayatı, en ufak bir davranışı, benim derslerimden daha güzel anlatmıyor muydu bir çok şeyi? Ah! İşte o zaman, hemen hemen hepsi ahlak eğitimi alan büyük ilkçağ filozoflarının, sözleri kadar, hatta sözlerinden fazla, hayatlarının örnek oluşturduklarını ne kadar iyi anladım!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Web Statistics