25 Aralık 2009 Cuma

Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden üstündür.

"Gel gör ki, kelimeler eylemin yanında silikleşiyorlardı! Ménalque'ın hayatı, en ufak bir davranışı, benim deslerimden daha güzel anlatmıyor muydu birçok şeyi? Ah! İşte o zaman, hemen hemen hepsi ahlak eğitimi alan büyük ilkçağ filozoflarının, sözleri kadar, hatta sözlerinden fazla, hayatlarının örnek oluşturduklarını ne kadar iyi anladım!"

"Günümüzde şiiri, şiirden çok da felsefeyi birer ölü sanat haline getiren nedir biliyor musunuz? Hayattan kopmuş olmaları. Eski Yunan'da şairin hayatı bile şiirseldi; filozofun hayatı, felsefesinin hayata geçirilmiş haliydi; böylece hayata karışırlardı, birbirlerini görmezden gelmezlerdi, felsefe şiiri beslerdi, şiir felsefeyi anlatırdı, hayranlık verici bir inandırıcılığa ulaşırlardı. Bugün güzelliğin hiçbir etkisi yok; eylem de güzel olup olmamaya aldırmıyor artık; bilgelik ayrı oluşuyor."
Bu pasajlar, okuduğum süre zarfında kalemi elimden düşürmediğim, sürekli bir yerlerinin altını çizmekle meşgul olduğum bir André Gide kitabı olan Ayrı Yol'dan.

Arkadaşlarıma tavsiye verirken "Sen bunu yapıyor musun ki sözlerinin bir inandırıcılığı olsun?" diye sorarım kendime; yanıtım olumsuzsa, "Eğer yapıyor olsaydın, zaten şu an bu konuşmaya dahil olmak durumunda da kalmayacaktın." diye düşünürüm. Sözün özü, doğru bulduğum şeylerin hayatımda yer etmesi gerektiğine, ahlak anlayışımı sözlerimin değil de hal ve tavırlarımın yansıtması gerektiğine inanmışımdır ve bu konuya -başarılı olup olmadığım ayrı bir tartışma konusu olsa da- uzun zaman kafa yormuşumdur. Hep bununla ilgili bir şeyler yazasım vardı ancak madem André Gide benden daha iyi "buyurmuş", alın ondan okuyun. Hem ünlü bir yazar olduğu için inandırıcılığı benimkinden daha yüksek olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Web Statistics