6 Aralık 2009 Pazar

Her an izleniyormuşçasına yaşa, denetimi içselleştirmiş olarak öl!


Panopticon bir hapisaneydi; Jeremy Bentham tarafından, gözleyenlerin gözlenenlerin tümünü görebileceği ancak gözlenenlerin hiçbirinin gözleyenleri göremeyeceği şekilde tasarlanmıştı. Yani gözlenenler ne zaman gözlenip ne zaman gözlenmediklerini bilmemekteydiler. Fotoğrafta da görülebileceği üzere, yapının ortasında gözleyenlerin durabilmesi için yapılmış bir kule vardı. Tasarımın amacı, mahkumların denetimi içselleştirmesini ve sanki her daim gözleniyorlarmışçasına hareket etmelerini sağlamaktı ve bu gerçekleştiğinde, kulede herhangi bir gözetmen durmasına gerek bile kalmadan denetim sağlanmış olacaktı.


Panopticon, bir gözetleme ve denetleme yapısıydı ama artık her yer Panopticon oldu. Benim evim bile. Sokaklar MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) kameralarıyla dolu. 'Halkın yoğun olarak bulunduğu ve geçiş güzergâhı olarak bilinen yerlere koyuluyor' dense de yemiyoruz bunları. Onlar her yerdeler ve aldıkları görüntüyü sürekli olarak belli bir merkeze aktarıyorlar. Dolayısıyla her an gözetlendiğimiz gerçeği ile yaşanmamız isteniyor. Oturduğum yerin karşısındaki binaya bir MOBESE kamerası takıldı geçenlerde. Kazara perdelerimi açık unutursam, çizim yaparken, gitar çalarken, giyinirken, soyunurken falan gözetlenebileceğim gerçeğiyle yüzleştim, onunla yaşamaya alıştım ve perdelerimi açmaz oldum. Ama ne önemi var aslında değil mi?! Çok umurumdaysa gizlilik zaten perdelerimi kapalı tutarım. Hem suçlularla mücadele edildiği sürece her şey mübah; suça neden olan sebepler zerre iplenmese de olur.
"Yorumu gönderen: sevimsevim, 02.10.2009:
meraba konyadan istanbula taşındım ben konyanın mobese kameralarını izlemek istiyorum ama nereden izlerim bilemiyorum. bilgisi olan varmı?"
Ayrıca bakın, MOBESE kameraları sadece suçlularla mücadele konusunda değil, memleket hasreti giderme konusunda da etkili. Takın, her yere takın. Toprak hasreti çekmesin insanlar; canları çektiği anda izleyebilsinler. 'sevimsevim'in Konya'daki evine de takıverin bir tane. Hasret çekmesin garibim. Özledikçe annesini, babasını, kardeşlerini izlesin. Onun İstanbul'daki evine de takın ki annesi babası da onu özleyince izleyebilsinler. Her yeri donatın ama sakın suç işleyenleri hapise tıkmak yerine suçun nedenselliğini sorgulamayın! Asla! Sonra mazallah suça neden olan unsurları ortadan kaldırırsınız da suç oranlarında azalma olur ve el ayak altında dolaşmaması gereken tipler özgürce takılmaya başlar. Aman diyeyim...




Kameralardan girdim mevzuya aslında ama kameralardan da ötesi var. Cep telefonu kullanıyorsanız, takip edilememe gibi bir olasılığınız da yok mesela. Avea'nın sunduğu hizmetlerden bile anlayabiliriz bunu. Kim Nerede? diye bir servis çıkarıyor Avea ve bunun reklamında "Aklınız sevdiklerinizde kalmasın!" şeklinde, neredeyse gözleri yaşartacak bir slogan kullanıyor. Tamamı şu: "Aklınız sevdiklerinizde kalmasın! Oğlunuz okula gitti mi? Derse zamanında yetişti mi? Kızınız kurstan döndü mü? Eşiniz ofisten çıktı mı? Avea ile sevdiklerinizin nerede olduğunu bilin, aklınız rahat olsun! Aile üyelerinizin ve sevdiklerinizin tanımladığınız bölgelerde olup olmadığını görüntüleyin. Bu bölgelere girdiklerinde veya çıktıklarında haberiniz olsun. Web, WAP veya SMS üzerinden konum bilgilerine kolayca erişin."
Bu hizmetten faydalanmak için, takip edeceğiniz kişinin iznini almanız gerekiyor elbette. Ama benim takıldığım mevzu izin falan değil, bunun bu kadar aleni şekilde yapılabiliyor olması. Tamam. Ahmet, Mehmet izin alarak yapacak bu işi ama herhangi bir izin almasına gerek olmayan kuruluşlar olduğunu bilmeyecek kadar mal değiliz çok şükür. Takip edildiğimiz daha ne kadar gözümüze sokulabilir bilemiyorum. Belki gözümüze sokulmaz da deri altımıza falan sokulur ilerleyen zamanlarda. Zira daha yakın zaman önce DNA Bankası oluşturulması gibi 'enteresan' bir fikir öne atıldı Adalet Bakanlığı tarafından. Neyin ne olacağını bilemeyiz ama olmakta olanı sorgulayabiliriz en azından.

Yıldız Teknik Üniversitesi de değişik bir denetleme sistemini yürürlüğe sokmuş durumda geçtiğimiz günlerde. YEK; yani Yıldız Elektronik Kart. Okula girip çıkmak için kartı göstermeniz zorunlu. Şimdilik genellikle giriş çıkışlarda olsa da ilerleyen zamanlarda kullanım alanlarının artırılacağı belirtilmiş. Yemekhane, kafeterya, kütüphane gibi mekanlar da bu alanlara dâhil. (Hatta korkarım yakında sınıf önlerine de birer turnike yerleştirilerek yoklama derdi tarihe karıştırılacak.) Kart aynı zamanda bir bankamatik olarak da kullanılabliyor çünkü İş Bankası tarafından çıkarılıyor kartlar. Eskiden T.C. Yıldız Teknik Üniversitesi yazan kartın üzerinde artık İş Bankası Yıldız Teknik Üniversitesi yazıyor ama işin daha tuhaf tarafı bunun herhangi bir alternatifinin olmaması; bir dayatma olması. Şimdilik turnikelerden bazıları henüz kart almamış kişilerin geçişi için ayrılmış durumda; yani oralardan geçiş serbest. Ancak kartla giriş yapmışsanız mutlaka kartla çıkış yapmanız isteniyor çünkü olası bir suç durumunda, kartınızı okuldan çıkarken okutmazsanız, okuldan çıkmış olsanız bile okuldaymış gibi görüneceğinizden, şüpheliler listesine alınmanız kuvvetle muhtemel. Kartı aldığına sevinen insanlar da bir hayli fazla. (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17412504) Kartı almış ve bundan hoşlanmamış olsanız bile yine de kart manyetiğini çizmeyin. Bu bir çözümdür; kart bozulduğu, ancak karta sahip olduğunuz için sizi okula almak zorundadırlar ama siz yine de uslu uslu kartınızı okutup geçin.

Tonla gözetleme örneği var. Hepsini irdeleyecek durumda değilim, zaten o kadar bilgim de yok. Ben sadece az çok bilgi sahibi olduğum alanlardan bir şeyler aktarmaya çalıştım. Size tavsiyem denetimi içselleştirip kanuna karşı gelmeyen, böylece ne gözlenmekten ne de polisten korkan bir insan olmanız yönünde. Kendinizi bir an önce kontrol altına almayı öğrenin.
Slogan mı? "Her an izleniyormuşçasına yaşa, denetimi içselleştirmiş olarak öl!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Web Statistics