24 Kasım 2009 Salı

Artık Benim de "The Secret"ım Var!

Şu günlerde, yaradılıştan bu yana dünya üzerindeki en önemli olaylardan biri haline gelmiş olan kadın erkek ilişkileri, hayli kafamı kurcalıyor. İnsanların kaya gibi sağlam olduklarını iddia ettikleri ve tüm ağırlıklarını yaslamaktan çekinmedikleri aşklarının, bir süre sonra oyun hamuru kıvamına gelişinin nedenlerini sorguluyorum.

İnsanlar evleniyolar ancak bir süre sonra aniden boşanıveriyorlar: Ya karakterlerinin uymaması dolayısıyla şiddetle geçinemiyorlar ya da taraflardan en az biri diğerini aldattığı ve başka denizlerde yeni defineler aramak istediği için ayrılıyorlar. Zaten genel eğilime de baktığımız zaman rahatça görebiliriz ki şu “bir yastıkta kocamak” lafı tarihe karışmak üzere. Anneannem çocukken anlatırdı gençliğinde dedemle aralarında geçen kavgaları; ben de modern toplumun modern bir çocuğu olarak “E anneanne, neden boşanmadınız ki o zaman!?” diye sorardım. O da kendi iş imkanlarına sahip olmasına rağmen, boşanmanın aklının ucundan bile geçmediğini, bir evliliği mahvetmenin o zamanlar o kadar kolay olmadığını söylerdi. Şimdi o zamanlardaki toplumsal yapıyı düşününce gerçekten de bir evliliği mahvetmenin o kadar kolay olmadığını anlıyorum. Boşansa ne yapacaktı? Herkes onun Cemal Çavuş’la evli olduğunu biliyordu ve muhtemelen bir daha evlenme gibi bir şansı da olmayacaktı. “Dul” Aliye Hanım denilecekti arkasından. Ayrıca tekrar evlenmek istese, kimi bulacaktı. Alternatifleri de yoktu. Flört etmek şimdiki kadar kolay değildi. Günümüzde, bu durum da tarihe karıştı. Son 3-4 yıldır, insanların alternatifleri arasında ilkokul arkadaşları bile mevcut. Birinin gidip öbürünün gelmesi için beklemeye gerek yok; biri gitmeden bir bakmışsın öbürü gelmiş bile.


Cümlelerim arasında kaybolmadan bir ara toparlama yapayım. Demek istediğim şey aslında artık ilişkiler konusunda bir devrim yaşandığı ve -bırakın anneannemin dönemleri olan elli altmış sene öncesini- on sene öncesiyle günümüz arasında bile inanılmaz farklılıklar olduğu. Yani artık bir evliliği mahvetmek çocuk oyuncağı. Günümüzün modern toplumsal yapısının dejenerasyonu, herkesi boşanmaya ve ayrılmaya itiyor olmamalı; huzurlu evlilikler yaşanıyor olmalı; bir yastıkta kocanmalı; bulutların üzerinde başlayan tüm aşklar, cehennem azabıyla son bulmamalı. Her şeye rağmen bunun bir sırrı olmalı!

İnsanlar birbirleriyle bir şekilde (sokak, arkadaş ortamı, facebook, bar, bar tuvaleti vs.) tanışıyor, kaynaşıyor. Hepimiz yeni şeyleri seviyoruz. Dolayısıyla hayatımıza giren yeni biri bizim için keşfedilmemiş bir define, gizemli bir dünya oluveriyor. Bu dünyanın sırlarını çözme arzusu gözümüzü kör ediyor ve ne yaptığımızı bilemez hale geliyoruz; hatta bunun adına da aşk diyoruz. Ancak karşımızdakinin sırlarının eşiğinden teker teker geçtikçe, ilişki sıradanlaşmaya başlıyor. Zaten bir şeyin ‘bilindik’ olduğu an, ilgi çekiciliğini yitirdiği andır. Bu bilindikliği ise sıkılma takip ediyor. Artık karşımızdakinin ne kadar güzel/yakışıklı, zeki, esprili vs. olduğunun da bir önemi kalmıyor çünkü etrafta bu özelliklere hatta belki de daha fazlasına sahip bir sürü insanın dolaştığının farkına varıyoruz. Üstelik bu sürüyle insan, sürüyle “keşfedilmemiş sırlar” anlamına geliyor. Bu da ilgimizi elimizin altındakinden ziyade, etrafımızdakilere yöneltiyor.


Biriyle ilişki içerisinde olan bir insanın kaşı gözü oynamaya başladı mı o ilişkiyi bitirmek farzdır. Çünkü o saatten sonra o ilişkiden hayır gelmez. Kişiler birbirlerinin karakterine hayran olsa bile hayır gelmez çünkü kaşın gözün oynaması demek, artık o ilişkide tarafların birbirlerine vereceği bir şey kalmadığı anlamına gelir. Kısacası ilişki tüketilmiştir. Eğer bu duruma gelindiğinde ilişki bitirilmezse, muhtemelen mevzu kişilerden birinin diğerini aldatmasıyla son bulacaktır.




“Her şeye rağmen bunun bir sırrı olmalı” demiştim. Kendimce bir sır buldum. Bunu sizinle paylaşacak kadar da yüce gönüllüyüm. Mevzu çok basit aslında: Paylaşımları artırmak. Yani araya başka katmanlar katarak, ilişkinin tüketilmesine fırsat tanımamak. Bu paylaşımların bilinç açıcı şeyler olması çok önemli. Yani her zaman buluşulan A kafede değil de yeni açılan Z kafede buluşmak bir paylaşım değil. Önemli olan yeni zihinler oluşturmak; konuşacak şeylerin bitmemesini sağlayarak sıradanlaşmayı kovalamak. Örneğin bir çiftin düzenli olarak kitap okuyabiliyor ve bunlar üzerine saatlerce konuşabiliyor olması, kalınca bir katman oluşturacaktır. Çünkü kişiler ‘yeni’ bir konu hakkında ‘yeni’ beyanatlarda bulunacaklarından, ilgi çekiciliklerinin kaybolması durumu ortadan bir süre için kalkacaktır. Bu bilinç açıcı paylaşımları düzenli hale getirdiğinizde ise, ilişkinin ‘sıradanlaşması’ ihtimali ortadan kalkacaktır.

Bilinç açıcı paylaşımlar yapan iki kişi, ayrılmak durumunda kalsalar bile, arkadaş “olmaları” olasıdır. Çünkü onları var eden salt aşkları değil, yaptıkları paylaşımlardır. Nasıl ki suya enerji verip ısıttığınızda buharlaşıyor, soğuttuğunuzda katılaşıyorsa, insanlar arasındaki bağların da fazını değiştirmek biraz gayretle mümkündür. Ancak ortada bir bağ kalmalıdır; yani ilişki tüketilmemiş olmalıdır. Böyle bir durumda kişiler artık öpüşmeyeceklerdir ama aralarındaki paylaşımlar her ne ise onlar üzerinden konuşmaya ve artık farklı bir yöne evrilmiş ilişkilerine devam edecektirler.

Böylesi uzun bir yazıya kıytırık bir toparlama paragrafı ekleyecek ve bir de tavsiye verecek olursam, aşk dediğimiz o sır keşfetmece oyununu boşvermenizi ve buna kendinizi kaptırmak yerine, kendi iç dünyasını aşk yanılsamasıyla doldurmayıp başka şeylerle zenginleştirmeye çalışan biri olmanızı öneririm. O zaman hem sürekli olarak keşfedilecek sırları olan biri olursunuz, hem de bir şekilde ayrıldığınızda ortada hala bir “ben”liğiniz kalmış olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Web Statistics