22 Ekim 2009 Perşembe

Rimbaud'dan

Hep zindana kapatılan o yola gelmez kürek mahkûmuna hayrandım daha çocukluğumda; görmeye giderdim konaklayarak kutsallaştırdığı evleri ve hanları; onun imgelemiyle görürdüm mavi gökyüzünü ve kırların çiçeklenmiş uğraşını; onun alınyazısını duyumsardım kentlerde. Daha güçlüydü bir ermişten, daha sağduyuluydu bir gezginden - ve o, yalnızca o! Tanığıydı başındaki aylanın ve aklının.
Yollarda, kış geceleri, barınaksız, giyeceksiz, azıksızken, bir ses kuşatırdı donmuş yüreğimi: "Güçsüzlük ya da güç: Al sana, işte güç. Bilmiyorsun nereye gittiğini, bilmiyorsun niçin gittiğini oraya. Gir her yere, yanıtla her şeyi. Bir ceset olsaydın ancak bu kadar öldürebilirlerdi seni." Sabahleyin bakışım öylesine yitik ve davranışım öylesine ölgün olurdu ki, karşılaştığım insanlar belki de görmezlerdi beni.
Kentlerde birden kırmızı ve kara görünüyordu çamur bana, tıpkı ayna gibi bir lamba dolaştığında yan odada, bir hazine gibi ormanda. Bahtınız açık olsun, diye haykırıyordum ve bir alev ve duman denizi görüyordum gökyüzünde; ve sağda solda bir milyar yıldırım gibi yanan bütün zenginlikler.
Ama yasaktı bana eğlence ve kadınlarla arkadaşlık. Bir arkadaş bile. Öfkeli kalabalığın karşısında görüyordum kendimi, bir idam mangası karşısında, anlayamadıkları mutsuzluğa ağlarken ve bağışlarken! -Tıpkı Jeanne d'Arck gibi!- "Rahipler, öğretmenler, efendiler, yanılıyorsunuz beni adalete teslim ederken. Bu halktan olmadım hiçbir zaman; hiç Hıristiyan olmadım; işkence altında şarkı söyleyenlerin soyundanım; anlamam yasalardan; yoktur bende törel anlayış, ben bir canavarım; yanılıyorsunuz..."
Evet, gözlerim kapalı sizin ışığınıza. Bir hayvanım ben, bir Zenci. Kurtulabilirim ama, Düzmece Zencilersiniz hepiniz, sizler, manyaklar, kan dökücüler, cimriler. Tüccar, Zencisin sen; yargıç, Zencisin sen; general, Zencisin sen: Vergisiz bir içki içtin, Şeytan'ın yaptığı. -Sayrılık ateşi ve kanser etsinler bu halkı. Sakatlar ve yaşlılar öylesine saygındırlar ki, kaynatılmaları gerekir.- Bu zavallılara rehine bulabilmek için deliliğin dolanıp durduğu bu anakaradan ayrılmaktır en iyisi. Giriyorum Ham'ın çocuklarının gerçek krallığına.
Henüz tanıyor muyum doğayı? Tanıyor muyum kendimi? -Artık sözcükler yeter.- Karnıma gömüyorum ölüleri. Çığlıklar, davullar, dans, dans, dans, dans! Hiçliğe yuvarlanacağım günü kestiremiyorum bile, beyazlar karaya çıkınca.
Açlık, susuzluk, çığlık, dans, dans, dans, dans!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Web Statistics